highway

120x600

Alemdar inşaat

19-11-2017 Ekrem ASMA

-Doğu’ da – Batı ‘ da Allah’ındır - (Kur’an – ı Kerim2/BAKARA-115)

                            - Dünya yeniden kurulur ve Türkiye ‘ de orada yerini alır –

                                                                         ( İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İNÖNÜ )

 

 

            Sadece günümüz de değil, çok çok uzun zamandır karışık bir ruh halindeyiz, ata yurttan batıya başlayan göçümüzden beri. Doğu ve batı arasında bir köprü gibi uzanan  ( ya da Nazım Hikmet’ in dediği gibi  “ Akdeniz’ e bir kısrak başı gibi uzanan… ) güzel vatanımızda batı ’ya karşı bakışımız sürekli bir tuhaflık seyretmiştir… Hemen her yazımda bahsetmek zorunda kaldığım kısır tartışma kültürümüzde sürekli taraflar birbirlerini “ Batılı olmamakla”  ya da “batıcı olmakla “ suçlayıp durmaktadır. İşin daha da tuhafı ve aslında komiği bu tartışma da taraflar sürekli yer değiştirmektedir. Tarihin sarkacına göre karşı tarafı batıcı olmakla suçlayan grup bir süre sonra muhatabını batı değerlerinden kopmakla suçluyor ve daha önce batıcı olarak suçlanan grup diğerini batıcı olarak suçlamaya başlıyor… Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının ilk döneminde özellikle Avrupa Birliği politikaları ve ABD ile ilişkileri sebebiyle batıcı, teslimiyetçi olarak eleştirilmişti hükümet… O tarihlerde;  Avrupa Birliğinin merkezinin Brüksel olmasından yola çıkarak “ Brüksel Lahanası “ olmakla suçlanırdı muhalefet basınında hükümet yetkilileri…

 

Bu yazı dizisinde anlamaya ve anlatmaya çalıştığım gibi tarihin sarkacının izlediği süreçte hükümetin özellikle 2007 – 2008 yıllarından sonra izlemiş olduğu politikalarla ( Van munit hadisesi, IMF ile yeni sözleşmenin imzalanmaması, İran ‘ a karşı yaptırımlarda Brezilya ile birlikte daha bağımsız çizgi izlenmesi, Dünya 5 ‘ den büyüktür söylemi ile mevcut Birleşmiş Milletler sistemin eleştirilmesi vs ) taraflar saf değiştirdi ilginç şekilde… Hükümete daha önce Brüksel Lahanası diyen muhalefet bu sefer “ eksen kayması yaşıyoruz “ , “ Batı değerlerinden kopuyoruz “ şeklinde eleştirmeye başladı… Hükümet çevreleri de bu sefer karşı tarafı “ batıcı ve teslimiyetçi” olmakla suçlamaya başladı… Vesselam, birbirimizi anlamamak ve kırmak, yıpratmak üzerine kurgulanmış garip bir toplumuz… Türk ‘ ün Türk’ ten başka dostu yok deriz bir yandan ama Türk ‘ün Türk’ e verdiği zarar içinde yaşayıp gideriz…

 

Osmanlı İmparatorluğunun doğal sınırlarına ulaşması ve tarihin akışında yeni zamanın ruhunu kavrayamaması sebebiyle Batı karşısında psikolojik üstünlüğü kaybetmesinden sonra aydınlar ve devlet yetkilileri sürekli bir çözüm arayışına girdiler… Önce “ Osmanlıcılık “ kavramı ortaya atıldı… Bütün Osmanlı Coğrafyasında yaşayan bütün millet ve inançlar topluluğunu bir arada tutabilmek adına… Özellikle Balkanlardaki Hristiyan unsurların bir bir ayrılmaya başlamasından sonra kalan toprakları elde tutabilmek amacıyla bu defa İslamcılık akımı devreye girdi…  Daha sonra kaybedilen 1. Dünya Savaşı sürecinde ise Türkçülük akımına sarıldık büyük ve müebbet ülke Turan idealiyle… Hayallerin bir bir yıkılması üzerine son bir büyük mücadele ile bağımsız varlığımızı bugünkü anavatanımızda kurtarmayı başardık… Bu süreci kendi öz yaşam öyküsünü anlattığı “ Suyu Arayan Adam “ kitabında ne güzel anlatır Şevket Süreya Aydemir… Kanaatime göre gerçekçi yaklaşımları ile ideolojik kampların dışında kalması sebebiyle yeterince bilinmeyen ve değerlendirilmeyen, yeniden okunması ve değerlendirilmesi gereken değerli bir aydınımız AYDEMİR… Özellikle olayları objektif olarak sunması bizde ki en büyük eksikliği dolduruyor… Olayı gerçeğe uygun anlattıktan sonra tabi ki değerlendirmeler yorumlar, tercihler farklı olabilir… Ancak biz de sorun daha somut gerçeği tüm yönleri ile tespit etmekte başlıyor. Resmin tamamını görmeden, işimize yarayan parçaları ön plana çıkarıp yaramayanları saklama telaşıyla ve karşımızdakini tartışma da“ yenme” mantığıyla bakıyoruz olaylara… Bir an önce şu basit ve fazlasıyla gına getiren lise münazara mantığından sıyrılıp meselelere ve konulara bütüncül bakmayı başarmamız gerekiyor.

 

İkinci Dünya Savaşı sonunda mevcut dünya düzeni kurulurken o dönem ki Cumhurbaşkanımız ( o dönemin tabiri ile” Milli Şef “    ) İsmet İNÖNÜ tarihe geçen vecizesi ile süreci belirlemiştir… ( İlginç değil mi bugün de Şef kavramını çağrıştıran ve aynı tarihsel kodun izlerini taşıyan Reis kavramını kullanıyoruz… )  Özellikle Sovyet Rusya ‘ nın Kars ve Ardahan ‘ ı talep etmesi ve Boğazlar üzerinde hak talep etmesi üzerine mecburen Batı Bloğuna yaklaşılmış ve özellikle 1947 Truman Doktrini ve Marshall Planı kapsamında ABD ekseninde siyaset izlenmeye başlanmıştır. ( Yani sanıldığı gibi bizde ki ucuz tartışmalarda dile getirildiği gibi ABD ve Batı Blokuna yaklaşma Demokrat Parti ile değil daha önce başlamıştır… sevmiyorum ama yine de bu kısır tartışma konularına girmek zorunda kalıyorum meselenin gerçeğini ve birbirimize saldırdığımız argümanların değersizliğini göstermek adına ) Ve her şeye rağmen özellikle 1990 ‘ lar da Sovyet Blokunun çökmesi sonucu ortaya çıkan tablo o dönemlerde yapılan tercihin doğruluğunu göstermektedir.. Yine İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’n sözüyle ayıyla yatağa girme pahasına…

 Büyük devlet adamı İsmet Paşa, 1960’lı yılların sonuna doğru, Amerika ile aramız açılınca şöyle demişti: "Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer " ( ayrı bir yazının konusu olabilir ama burada kısaca değinmekte fayda var… Kendi kısır tartışmalarımıza malzeme sağlamak adına en çok hakkı yenen devlet adamlarımızdan birisidir sevgili İsmet İNÖNÜ… Bir yandan kendi sevenleri tarafından Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ ün yoğun karizması altında gölgede kalması sebebiyle yeterince takdir edilememiş; bir yandan da diğer kesim o dönemin eksikliklerini hep İsmet Paşa üzerine yıkarak saldırı da bulunmayı tercih etmiştir. Evet o dönemde eleştirilecek bir çok şey olabilir… Lakin vatanın kurtulmasında çok büyük emekleri geçmiş bir kahramanı gerçeklere aykırı olarak itibarsızlaştırmaya çalışmak önce gerçeğe ve ortak tarihimize ve nihayetinde kendimize haksızlıktır.. )

 

            Ne ilginç değil mi? Yeniden bir dünya kuruluyor ve biz aynı yatağa girmek zorunda kaldığımız ayı ile mücadelemizde arayışlar içindeyiz.  Özellikle gündem de olan iki konu başlığını bu bağlamda yeniden gözden geçirmek faydalı olacak düşüncesindeyim.  Rusya ile anlaşması yapılan S 400 füze savunma sistemi ile eski Ekonomi Bakanımız Zafer ÇAĞLAYAN hakkında Amerikan mahkemesinin tutuklama kararı vermesi bir tesadüf mü sizce?  

 

            Türkiye ne zaman bağımlılıklarını azaltıp bağımsız oyuncu olma potansiyelini artırmaya çalışsa sürekli bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecine sokulmaya çalışıyor. Tıpkı karşıtlarının Amerikancı olmakla suçladığı o dönemdeki Başbakanımız sevgili Adnan Menderes ‘in darbe ile görevinden alınmasa iki hafta sonra Rusya ‘ yı ziyaret edecek olması gibi…  Dünya yeniden kuruluyor ve yenidünya da biz yeniden bir şekilde yerimizi alacağız… Asıl yapmamız gereken, gerek tarihsel süreci ve tarihsel kişiliklerimizi doğru ve hakkıyla analiz edip bugünü ve bugünün devlet yetkililerini değerlendirirken de sağduyulu analiz etmeyi öğrenmeliyiz. Nefret ve hayranlık sarkacından kurtularak . Büyüklüğün, eksiksizliğin  ve ebedi varlığın sadece ve sadece, batının da doğunun da  sahibi olan Allah olduğunu unutmadan … 


www.boluobjektif.com'da yer alan köşe yazarlarının yazıları kendi görüşleridir. Yazdıkları köşe yazılarından dolayı www.boluobjektif.com sorumlu tutulamaz.



Ekrem ASMA Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Burç Yorumları