

Sayın Ganire Paşayeva Bolu’ya hoşgeldiniz. Geçen yıldan bugüne tam bir yıl geçti. Bolu’da olmak nasıl bir duygu?
Bolu’da olmak ve Bolu’nun fahri hemşerisi olmak çok güzel. Bolu, zaten hep kalbimizde. Bana Türk dünyasından veya dünyanın herhangi bir yerinden davet gelirse özellikle gençlerden bir davet olursa onları hiç kırmadan hemen orada olmak istiyorum bir gün bile olsa orada bulunarak gençlerimizle konuşmak isterim. Gençlerimizin daha bilinçli olması ortak tarihimiz ve geleceğimiz açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu coğrafyadaki durumun her gün daha da kötüleştiğini görüyoruz. Bizim insanımızın birçok bölgede çeşitli acılar çektiğini görüyoruz. Gençlerimize bu kötüleşen coğrafyada insanlarımızın hakkını koruyabilmek için neleri yapmamız gerektiğini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Gençlerimizin birbirlerini daha iyi tanıma ortamının yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Bir gencimiz Türkiye’nin hakkına baktığı gibi Azerbaycan’ında hakkına bakarsa gittiği yerde Azerbaycan’ında hakkını savunacak. Eğer Azeri bir gencimiz kendi ülkesine baktığı gibi Türkiye’ye bakarsa gittiği yerde Türkiye’nin de hakkını savunacaktır. Çünkü güç birliktelikte ve dayanışmadadır. Eğer birlik ve dayanışma içerisinde olursak çeşitli coğrafyalarda adetsizliğe uğrayan insanımızın sayısı azalır ve bölgede çok daha güçlü oluruz. O yüzden gençlerimize bunların farkında olmasını sağlayarak onlara birlikteliğin önemini aydınlarımızla birlikte anlatarak tartışmak zorundayız.
Sizin bir de yazarlık yönünüz var. Yeni kitap projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
20 gün sonra benim “Adım adım Türk dünyası” diye bir kitabım çıkacak. Bu kitapta Evliya Çelebi gibi bir anlatı dili kullanıyorum örneğin Bolu’yu nasıl gördüğümü anlatıyorum. Manevi değerlerini, büyük insanlarını, tarihi değerlerini anlatıyorum. Türkiye’den tam 18 vilayet var. Bu kitabı Türkiye’de ki üniversitelere ve kütüphanelere en az bir tane hediye edeceğim. Amacımız gençlerimizin geçmişlerini daha fazla tanımalarını sağlayarak kültürlerinin, acılarının ve geleceklerinin aynı olduğunu göstermektir. Bu konuda bilgi sahibi olsunlar ki Kafkasya’da, Azerbaycan’da yaşananları daha iyi kavrasınlar. Gençlerimiz bunları bildiği zaman başka türlü bir sahiplenme duygusu yaşayacaktır.

Azerbaycan-Türkiye ilişkileri hakkında ne söylemek istersiniz?
Ülkeler arasında Ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkiler çok önemlidir. Eğer biz bu birliktelik duygusunu gençlerimize daha fazla benimsetebilirsek gelecekte bakanlık ya da yöneticilik yapacak olanlar hep bu duygu ile yaşayacak. Çünkü o bilinç ve ruha sahip olacaklar. O yüzden biz Türk ve Müslüman coğrafyalarının her yerinde gençlerimizle daha fazla konuşmaya önem veriyoruz. İleriki dönemde Gagavuz dili ile ilgili bir kitabım da yayınlanacak. Orta Asya olsun, Kafkasya’da yaşayan insanlarımız olsun herhangi bir yere gittiğinizde lehçelerin ne kadar birbirine yakın olduğunu görüyorsunuz. Aynı kültürün parçası olduğunuzu görüyorsunuz. Sadece bir din farkınız var onun dışında her şeyiniz aynı. O yüzden özellikle Azerbaycan-Türkiye ilişkileri bu açıdan büyük bir önem taşıyor. Çünkü bu ilişki Orta Asya coğrafyasında büyük bir örnek teşkil ediyor. Bizim ilişkilerimiz bir millet iki devlet dediğimiz normlar çerçevesinde yürümektedir. Bu ilişkiler güçlendiği zaman bu her iki devlette yaşayan insanlarımızın çıkarına olacaktır. Diğer Türk-i Cumhuriyetlerde yaşayan insanlar ile de ilişkilerin güçlenmesine vesile olacaktır. Azerbaycan’ın bir Karabağ sorunu var. Ülkemizin bir bölümü işgal altında. Orada 1 milyon insanın acısı var. Evine çok az kişi dönebildi. Kırım’daki insanımızın durumunu zaten biliyoruz. Irak’ta ve Suriye’de insanlar çok zor şartlar altında yaşıyorlar. Bizim buradaki ilişkilerimizi güçlendirmemiz oradaki insanlarımıza da daha fazla sahip çıkmamız anlamına gelir. O yüzden birliğimizi daha fazla güçlendirmemiz lazım. Gençlerimizin bu konuda daha da bilgili ve bilinçli bir şekilde yetiştirmemiz gerekmektedir.

Eski bir medya çalışanı olarak basın ile olan ilişkileri hangi seviyede görüyorsunuz?
Türkiye’den birçok basın kuruluşunu ve sivil toplum kuruluşunu Azerbaycan’a davet ettik. Çünkü medya kuruluşlarının Azerbaycan ve bölgeyi daha yakından bilmelerini ve tanımalarını istiyoruz. Çünkü basın yayın kuruluşlarının bu konudaki misyonları ve önemi gerçekten çok büyük bir önem arz ediyor. Azerbaycan’da bir şey olduğu zaman hemen bunu duyuralım. İnsanlar bu haberleri ilk okuduklarında “Azerbaycan’da böyle şeyler mi olmuş?” diyebilirler.Bu haberleri daha sık okumaya başladıklarında ise artık benimserler ve olağan bir durum gibi algılarlar. O yüzden bu tarz haberlerin sayının artması gerektiğini düşünüyorum.
Haber sitemiz kanalıyla vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Tarih bize büyük bir fırsat verdi.25 yıl önce böyle bir durum yoktu. Sovyetler’in dışa kapalı bir politikası vardı. Oraya gidip gelmek ve işbirliği kurmak mümkün değildi. Bugünlerde o kapının açıldığını görüyoruz. Bir çok Türk-i Cumhuriyetler var, o yüzden bugünlerin değerini bilerek fırsatları değerlendirmemiz gerekir.
Paşayeva ile yaptığımız keyifli röportajımızın tüm ayrıntılarını Bolu Objektif dergisinin Ekim sayısında okuyabilirsiniz…