

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ile birlikte düzenlediği 81’inci Yerel Gazetecilik Semineri Akçakoca’da gerçekleştirildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto; "Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Gazetecilerin hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığı, cezaevinde kaldığı dönemler oldu. Bunlar aşılacak diye umuyoruz. Kitap okumanın bile zorlaştığı bir dönem yaşanıyor. Bugün gerçek bilgiye ulaşma konusunda istek yok. İnsanlar dizilerle, dinsel konular istismar edilerek uyutuluyor. Bilgi aranmıyor. Sadece ezberci bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Umudumuzu hiç kaybetmedik. Pek çok meslektaşım da öyle. Mücadeleye devam edeceğiz " dedi. Olcayto; "Yerel basının da pek çok sorunu var. Biz basın özgürlüğünü savunurken basını bir ruhsata bağlamak isteyen arkadaşlarımız da var. Biz ne oda haline gelebiliriz ne devletin güdümüne girebiliriz. Biz ne düşünürsek onu yazmaya çalışırız. Biz halk adına avukatlık yaparız. Bizim mesleğimiz budur. Yerelde de arkadaşlarımız çok önemli görevleri var. Yerelde çok büyük bir dağınıklık var. Dayanışma içinde bütün sorunların üstesinden gelebiliriz. Gazete sadece ilan almak için çıkmaz" şeklinde konuştu.
ORHAN ERİNÇ: DURUM UMUTSUZ DEĞİL
Oturumda konuşan Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Başkanı ve Yazarı Orhan Erinç “ Türk basını patronlarına ‘hayır’ diyebilen genel yayın yönetmenlerini kaybettiği için bu hale geldi. O nedenle kullanılmaya en açık mesleklerden biri olan gazeteciliğin bu günkü durumundan ben daha çok kendimizin sorumlu olduğunu düşünüyorum. Gazeteciliğin bugünkü durumunu siyasal iktidarlar dışarıdan, kimileri de içerden uğraşmalarına karşın medya ayakta durmayı sorumlu gazeteciler sayesinde başarıyor. Bu bizim için hem üzüntü hem de sevinç kaynağı olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Dünyanın neresinde olursa olsunlar gazeteciler aynı tehditlerle görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Yerelde çalışan meslektaşlarımızın koşulları çok daha ağır. Haberi yaptığı kişilerle daha kapıdan çıktığında karşılaşma tehlikesi söz konusu. Gazeteciliğin durumu bugünlerde pek iç açıcı değil. Kimi yasa maddelerin yorumu gününe göre değişir bir durum aldı. Türk Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Kanunu 2005’te değişene kadar ben hangi cümleyi kurarsam suç işleyeceğimi biliyordum. 2005’te yasalar değiştikten sonra gazetecilik daha da tehlikeli bir meslek halini aldı. Yeni bir hukuk dönemine girdik. Çok sayıda meslektaşımızın yargılanıyor olması, tutuklu ve hükümlü olmasının nedenlerinden biri de bu. Geçmişte de çok sayıda meslektaşımız hapse girmiş, tutuklanmıştı. O dönemin kararları ve bu dönemin kararları arasında ‘kuşku farkı’ ağır basıyor. Durum vahim ama umutsuz değil. Çünkü meslektaşlarımız her türlü baskıya, tehlikeye karşı görevlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Bu da bizim gibi kıdemli gazeteciler için çok önemli bir umut kaynağı oluyor.” diye konuştu.

FARUK BİLDİRİCİ : OKURLA GAZETE ARASINDA KÖPRÜYÜZ
Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici ise “Okur Temsilciliği”nin zaman zaman müşteri temsilciliği ile karıştırıldığını belirterek şu bilgileri verdi: “Gazetecilik hoşgörü mesleği. Düşündüğü her şeyi, bulduğu bütün gerçekleri yazabilmesi için karşısındakinin hoşgörü göstermesi gerekir. Biz hayatın her alanına eleştirel yaklaşıyoruz. Kimi zaman siyasileri, dernekleri vs. eleştiriyoruz. Maalesef gazetecilik yaparken tam bir hoşgörüsüzlükle karşı karşıyayız. Biz işimizi yapmaya devam edeceğiz. Baktığımızda okurların hataları net bir şekilde gördüklerini görüyoruz. Haksız olduklarını söylemek pek mümkün olmuyor. Bazen okuyucu bizi, müşteri temsilcisi ile karıştırıyor. Okur temsilcisi, okurlarla yazar arasında köprüdür. Özdenetim yapıyoruz. Örneğin Hürriyet Gazetesi’nde yazım hataları çok fazlaydı. Okur bundan rahatsızdı. Şimdi yazım hataları azaldı. Gazeteciliğin daha özgür yapılması için ifade özgürlüğünü, özgür gazeteciliği savunması gerekiyor. Gazetecilik meslek ilkelerine sahip çıkması gerekiyor. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi hep elimizde olmalı.”
ESAT YILMAER: SPOR HABERCİSİ TARAFSIZ OLMALI
Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) Başkan Vekili Esat Yılmaer, şunları dile getirdi: “Spor, bir müsabaka. Herkesin gözü önünde oynanıyor. Spor gazetecisi, yazarı herkesin sahada, televizyonda gördüğünü değil görmediğini aktarır. Herkesin gözü önünde oynanan bir oyunun, idmanı, hazırlıklarını, maç öncesinde ne konuştuğunu halka anlatır. Spor gazetecisi, tüm değerleri, objektif olarak süzüp, her takıma eşit mesafede durarak haberini yapmalıdır. Kin ve şiddet söylemi maalesef spor haberciliğinde de çok fazla. Başlıklarda çok net görebiliyoruz. Taraftarlık var. Biz de maalesef buna alet olabiliyoruz. Spor habercisi her branşı bilmeli. Her şeyi çok yakın takip etmek durumundayız. Taraftarlıktan çok etkilenmemeliyiz. Transfer dönemlerinde size tuzak kurmaya çalışan etkenler de var. Örneğin bir menajer oyuncusunu pazarlayacaktır, ‘şu oyuncuyu buraya vereceğim, haberini yap’ der halbuki amacı fiyatını arttırmaktır. Transferlerle ilgili geçen sene 600 küsur ismin adı geçmiş ama 96 transfer gerçekleşmiş. Bu tuzaklara da düşmemek lazım. "

REHA ERUS: BİRDEN FAZLA YABANCI DİL BİLMEK ŞART
Dünyaca ünlü gazeteci Reha Erus, ise “Dış habercilik” başlıklı sunumunda yabancı dil bilmenin ve insan ilişkilerinin önemine işaret etti. Erus; “42 yıl İtalya'da yaşadım. 2015'ten bu yana da İstanbul’dayım. İtalya keyifli bir ülke. Demokrasinin, ifade ve basın özgürlüğünün olduğu bir yer. İstediğinizi yazabilirsiniz. Kimse size dokunmaz. İtalya’da habercilik yapmaya istediğinizde yabancı basın birliğine üye olursunuz. Üye olduktan sonra her yere aynı anda akredite olmuş olursunuz. Başbakandan röportaj isteyebilirsiniz. Demokrasinin beşiği olan bir ülkede yaptığım için çok çok mutluyum. Yurt dışında gazetecilik yapmak isteyenlerin habercilik yapacakları ülkenin dilini iyi bilmesi gerekir. Yanında ekstra diller de bilmek önemlidir" dedi.
HİLMİ HACALOĞLU: SAHADA OLMAK GAZETECİNİN KENDİ ŞAHİTLİĞİNİ ANLATMASIDIR
32. Gün Yayın Yönetmeni Hilmi Hacaloğlu “Saha haberciliği başlıklı konuşmasında şöyle dedi; “Gazeteciliğe başladığımda ‘haber merkezi, istihbarat servisinin haberciliğin kalbi’ olduğu hep söylenirdi. Sahada olmak hep zordu. Türkiye’de gazetecilik giderek zorlaşıyor. Kilis'te 1.5 gün çalıştık. Yedi defa polis tarafından durdurulduk. Gözaltına alındık. Sahada görev yapmanın başka bir alanı daha var savaş alanına görev yapmak. Gazeteci savaş alanlarında, çatışma ortamlarında nasıl olmalı? Gazetecinin bir yerden haber aktarması, oradaki öznelerle nefes almasıyla olur. Onlarla çay içecek, onların evine girmesi gerekir. Sahada olmak demek orada olmaktır. Uluslararasi birçok TV kuruluşunun muhabirleri zırhlı araçlarla savaş bölgesine gidiyor 10 dakika anons çekiyor ve oradan ayrılıyor. Gazetecilik 'merhaba' deyip kaçmak değil. İkinci üçüncü kaynaklar size ne bilgi veriyorsa onların verdiği bilgilerin anlatılması değil kendi şahitliğinizi anlatmaktır. Biz Gürcistan Rusya savaşındaydık. Rus askerleri tarafından bindiğimiz araç tarandı. Kamera hep kayıttaydı. Ölümden döndük. Bir meslektaşımız gözünden vuruldu ve görme yetisini kaybetti. Bize niye aracın üzerine basın yazısı yazmadığımız çok soruldu. Gazetecinin görünür olmaktan çok görünmez olması gerekiyor. Çünkü gazeteciler çatışma bölgesinde vurulduğunda öldürüldüğünde daha fazla haber oluyor. Savaş haberciliğinde bizim yaşadığımız olayın benzeri yok. Sonra ABD'de bir film çekildi. Bizim Rus askeri tarafından taranırken çekilen görüntüler, açılar kullanıldı. Bizim kullandığımız araç ABD filminde tercih edildi. Biz bu olayın soğukkanlılığımız sayesinde ölmeden atlattık. Çatışma bölgesinde gazetecilik yaparken en önemli konu soğukkanlı olmak. Deneyimli de olmak çok önemli. Deneyimli gazetecilik farkı ortaya çıktı.”
AHMET ÖZDEMİR: TÜRKİYE’DE 1000 KİŞİYE 40 GAZETE DÜŞÜYOR
TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, “Resmi ilanlar ve yerel gazetecilik” başlıklı birer konuşma yaptı. Özdemir; “Türkiye’de yerel gazetenin ataları, Osmanlı döneminde eyalet sisteminden vilayet sistemine geçişle yayımlanmaya başlayan “vilayet” gazeteleri oldu. Türkiye’de yerel basının halkla bütünleştiği ve en etkin olduğu dönem Milli Mücadele yıllarıdır. Büyük önder Atatürk’ün “Fazilet Adaları” olarak tanımladığı yerel gazeteler, bu dönemde hem kurtuluş hareketinin öncülüğünü yapmış hem de Anadolu’nun düşman işgali karşısında gösterdiği direnişin sesi olmuştu. Batılı ülkelerde yerel medya, yaygın medyanın önünde yer alıyor. Örneğin Almanya’da 50 milyon olan toplam gazete tirajının 20 milyonu yerel gazetelere ait. Japonya’da 1000 kişiye 584, Türkiye’de 1000 kişiye 40 gazete düşüyor. Yerel basının teknolojilerden yararlanılamama, nitelikli iş gücü bulamama, içerik temini edememe, yaygın basının verdiği bölge ekleri gibi birçok sorunu var.Türkiye İstatistik Kurumu medya araştırması sonuçlarına göre, gazete ve dergilerin yüzde 59’u yerel, yüzde 5,2'si bölgesel ve yüzde 35,9'u yaygın yayın yapmaktadır" şeklinde konuştu.
Seminer sertifika töreni ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Seminer ile ilgili tüm ayrıntılar ilerleyen saatlerde www.boluobjektif.com'da ...