Ekrem ASMA
SAVAŞLAR, KAHRAMANLAR ve SANAT -SAHİ HEKTOR NEDEN UNUTULDU-


SAVAŞLAR, KAHRAMANLAR ve SANAT -SAHİ HEKTOR NEDEN UNUTULDU-
Sayısız vahşete, savaşlara, yıkımlara sahne olmuş dünya umarsızca dönmeye devam ediyor. Yaklaşık iki yıldır bir sahil şeridine sıkıştırılmış, kadınların, bebeklerin öldürüldüğü ve açlığa mahkum edildiği, ambargo altında gıda, sağlık ve insani yardımların engellendiği ve hepimizin çaresizce seyrederken ağır ağır beyin, ruh ve insanlığımızın öldüğü bir dönem yaşıyoruz… Bu korkunç sürecin son günlerinde İsrail’in adeta bir çoban matı taktiği ile İran ‘ a saldırısı galiba daha büyük ve yıkıcı savaşın giriş sahnesi olacak…
Benim gibi süreci dışarıdan izleyen, anlamaya ve anlatmaya çalışan sıradan faniler, biraz olsun süreç ilerleyince geriye dönüp bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyor. Son yazılarımda genellikle, Anayasa değişikliği tartışmaları, terör örgütünün tasfiye süreci konularını yazdım kendimce… Şimdi süreç ilerledikçe ne kadar saf olduğumu ve düşündüklerimin, yazdıklarımın bize yüzeyde gösterilen yanılsamalar olduğunu düşünüyorum. Zira hepimiz, sürecin Sayın Devlet BAHÇELİ’nin mecliste yaptığı inanılmaz konuşma ile başladığını düşünüyorduk. Konuyu irdelediğim yazı da terör örgütü başının bir çağrı yapsa dahi örgütün silahlı kadrolarının çağrıya uymayacağını, kendimce mantıklı gerekçelerle düşündüğümü yazmıştım. Hiç beklemediğimiz kadar kısa sürede, önce çağrı geldi ve ardından örgüt çağrıya uyacağını açıkladı. Elbette hala her şey bizim açımızdan muğlâk ve tamamen silah teslimi tamamlanmasa da şimdi anlıyorum ki; süreç aslında Sayın BAHÇELİ’nin konuşması ile başlamadı. Anlaşılan o ki; Sayın Bahçeli’nin konuşması ile süreç aslında çoktan bitmişti. Kararlar alınmış mutabakata varılmış ve sadece biz fanilere sunumu yapılmaya başlanmış… Bakalım süreç nereye evirilecek… İktidar partisinin Kurban Bayramı tebrik mesajlarını içeren reklam panolarını asılı tanıtımlarında : “ Adımız Kardeşlik – Soyadımız Türkiye “ diye bir slogan vardı… Bu sloganı not edin… İlerleyen süreçte şekillenecek Yeni Anayasa sürecini bu slogan belirleyecek… Her ne kadar ilk dört maddeye ve anayasadaki kimlik tanımına dair bir değişiklik yapılmayacağı deklare edilse de, her zaman ki açık, net olmayan ikircikli tavrımızla farklı maddelerde ki düzenlemelerle farklı bir bakış açısına geçilecek gibi gözüküyor… Oysa net olunsa, farklı kavram kargaşalarına sebep olacak ikircikli bir tavır sergilenmese çok daha sağlıklı olacağını düşünüyorum… Zira gerek yeni anayasa değişikliği süreci gerek terör örgütünün tasfiye süreci, aslında yukarıda bahsettiğim ve hızlı adımlarla yaklaşan büyük savaşın bize etkilerini önlemeye dönük adımlar aslında. Bakalım süreç bize neler gösterecek?
İçimizde ki Truva Atlarını, gizli benliğimizi ve duygu fırtınalarımızı anlamak için, günümüzün savaş dünyasından biraz mitolojiye ve tarihin uzaklarına uzanalım mı? Çanakkale ‘ de Truva Antik kentini gezdiniz mi? Fazıl SAY’ın “Truva Sonatı” • “Troy Sonata”, Op.78 adlı eserini dinlediniz mi? Antik kenti gezmenizi, eseri dinlemenizi öneririm. Zira benim açımdan bu yazıyı yazdıran husus Fazıl SAY’ın eseridir. Daha doğrusu eserin bölümleri, bölümlerde yer verdiği alt temalarda değindiği kişiler ve asıl değinmediği yer vermediğidir.
Eserinde, korkunç ve ezici emperyal lider Agememnona ;
Bütün kalıplaşmış değer yargılarına ve inançlara meydan okuyan, gündelik hazlarda sınırsız yaşayan, acımasız savaşçı ve bu savaşla aslında ilgisi olmayacak ama kendisine bildirilen kehanetle, öleceği ama adının sonsuza kadar yaşayacağı fısıldanan Aşil;
Güzelliği dillere destan Helen… Helen’in kocası Melenaus ve adı aşkla anılan Helen’in de aşkını alan Paris…
Evet, hepsine yer vermiş eserinin bölümlerinde… Ama nedense, bence asıl kahraman olan, cesur, iyi bir eş ve baba olan, makul vefalı ve sözünün eri HEKTOR’a yer vermemiş. Mitoloji ve Homeros’la hiç ilgilendiniz mi bilmiyorum ama sizin aklınıza ilk kim gelirdi.. Hektor, kardeşi Paris’in, Helen’i kaçırması üzerine , tarafların mutabakatı ile bu anlaşmazlığı çözmek için bulunan çözüm olan Paris ile Helen’in kocası Melenaus arasındaki dövüşte , belki de ilk defa akde aykırılık yaparak öldürülmek üzere olan kardeşi Paris’i kurtarmak için kavgaya dahil olur. Paris kenara çekilir ve dövüşte Hektor, Melenaus’u öldürür… Uzun yıllar sürecek Truva Savaşı böyle başlar…
Peki, siz ne yapardınız? Kardeşinizin ölümünü mü izlerdiniz yoksa hayatınızda verdiğiniz hiçbir sözden dönmemiş ve dürüst bir kişi olmanıza rağmen varılan anlaşmayı bozup, büyük bir savaşa sebebiyet verecek şekilde kardeşinizi korumayı mı seçerdiniz… Sanırım Hektor açısından kardeşinin öldürüşünü izlemek ne kadar kötü ise aynı şekilde hem de verdiği sözden dönmekte bir o kadar kötü… Hektor kaderin kendisini ağlarına çektiği ve birbirinden zor trajik seçimle, belki de bir refleks olarak düşünmeden kardeşini kurtarmayı seçti. Benim düşünerek verdiğim cevap net: Ahde vefa… Ama hayat çoğu zaman düşünerek seçtiklerimizi, makul ve doğru olanı değil zaaflarımıza yenildiğimiz seçimlerle şekilleniyor.
Tıpkı, sadece tek tek bireylerin değil, kollektif bilinçte makulü, doğruyu değil zaafların yolunu seçiyor ve bu hikâyede Hektor’u unutup, ölümcül ve ismi sonsuza kadar anılmak için ölümü seçen Aşil’i hatırlıyor… Sevgili Fazıl SAY’da bütün sanatçı duyarlılığına rağmen Hektor’a yer vermeyi düşünmüyorsa, vicdansız ve vefasız bu dünya…
Tıpkı duyarlılığından, insancıllığından asla şüphe duyulmayacak büyük şair Can YÜCEL’in aynı gün idam edilen gencecik üç devrimciden sadece biri için ; “ Mare Nastrum – Bizim Deniz “ o güzel şiiri yazıp diğerlerine dizelerinde yer vermemesi gibi… Siz biliyor musunuz o diğer iki gencin isimlerini… Ve diğerlerinin, hangi kamptan ve görüşten, sağcı mı solcu mu olduğu önemli değil, kendince idealleri, ülkeleri, halkı ve milleti için belki de onlarda Aşil gibi isimlerinin anılması ya da sıradan hayat yerine kahraman olarak anılmak için hayatlarından vazgeçip ölmeyi ve öldürmeyi göze alan bir kuşağın gençlerinin isimlerini.
Şiddetin kutsandığı ve çözüm aracı olarak görüldüğü bir dünya ve dünyanın tarihi pek de, matah bir yer değil… O tarihte anılmak da önemli değil, insanca ve dürüstçe yaşayıp yüzümüzde sevimli bir gülümseme ile hayatı, canı, canlılığı hissetmek kadar…
Aynaya gülümseyerek bakabiliyorsanız, gerçek kahramanın yüzünü göreceksiniz…


Truva antik plajında çekilen fotoğraflar…
Achilleus Tümülüs ( mezarı) olduğu düşünülen yer... İnsanlığın ve tarihin biraz aklı ve vicdanı olsaydı bu hikâyenin asıl kahramanı Hector olurdu... Achilleus’ın mezarını görmeden önce ve konudan bağımsız nedense adını " sessiz ve vakurlu yakarış" olarak koyduğum ilginç ağaç sanki Hector'un ve insanlığın yasını tutuyor…