120x600

Alemdar inşaat

05-06-2016 GÜNDEM

Usta Gazeteciden Bolu Objektif'e tam not!

Dünyaca ünlü Gazeteci Reha Erus, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Akçakoca'da düzenlenen eğitim seminerine katılarak "Dış Habercilik" konusundaki görüşlerini açıkladı. Oturum sonrasında Bolu Objektif dergisini inceleyen usta gazeteci, Bolu Objektif dergisini çok beğendiğini söyleyerek dergimiz aracılığıyla Bolu Halkına selamlarını gönderdi.

Usta Gazeteciden Bolu Objektif'e tam not!
Bİ tur

Hakan Karacaören/Akçakoca

 

TGC-KAS’ın düzenlediği 81. Yerel Medya Semineri Akçakoca'da yapıldı. Seminerde "Dış Habercilik" konusundaki görüşlerini katılımcılarla paylaşan Reha Erus sözlerine; "Reha Erus bu kez Roma'dan değil Akçakoca'dan bildiriyor" şeklinde başladı. Meslek hayatının başında Milliyet Gazetesinde çalıştığını ve spor  haberleri yaptığını söyleyen Erus; "Bu alanda efsane olarak kabul edilen Namık Sevik ekolünden geliyorum. Her sabah bizi saat 10.00 gibi çağırır ve günün gelişmeleriyle ilgili sorular sorardı. Çetin Altan gibi yazarları okuyup okumadığımızı çok merak ederdi" dedi. 1979 yılında Türkiye'ye gelen Papa 2.Jean Paul  ile yaptığı röportajın kendisi için çok önemli olduğunu söyleyen Erus; " Bu Röportaj beni tüm Türkiye'ye hatta Dünya'ya tanıttı. Bu Röportaj ile  'yılın röportajı'  ödülünü kazandım. Dünya beni "Papa ile Boks maçı yapan gazeteci" olarak tanıdı" biçiminde konuştu.

 

 

"PKK yüzünden 66 gün evden çıkamadım"

 

80'li yıllardan itibaren  Güneş gazetesi ve Hürriyet Gazetesinin İtalya temsilciliğini yaptığını vurgulayan Erus, bir çok önemli politikacı ,sanatçı. sporcu  ve sivil toplum önderi ile röportajlar yaptığına dikkat çekti. Erus; " Apo, 1999 'da yani yakalanmadan önce İtalya'ya gelmişti. Her gün düzenli olarak aynı zamanda işyeri olarak kullandığım evimden Hürriyet Gazetesine  bununla ilgili olarak haberler geçiyordum. Bu dönemde evimin etrafında şüpheli olarak gördüğüm bir takım tipler dolaşmaya başladı. Bunların PKK militanları olduğunu öğrenince Türk büyükelçiliği benim can güvenliğim için  girişimlerde bulundu. Eşim ve çocuğumu, Türkiye'ye gönderdiğimi hatırlıyorum. O dönem İtalya'nın Türkiye büyükelçisi olan  rahmetli İnal Batu bana destek vermek için bir çok kez evime gelip benimle yemek yemişti. 66 gün boyunca İtalya istihbaratının önerileri doğrultusunda evden hiç çıkmadım" dedi.

 


 

Özkök "İyide, fotoğraf var mı?  Fotoğraf" dedi.

 

Dünyaca ünlü sinema oyuncusu Meryl Streep ile  Venedik Film festivalinde yaşadığı bir anısını da anlatan Erus; " 17 Ağustos depreminin hemen ertesinde Venedik Film Festivali yapılmıştı.  Meryl Streep dünyanın her yerinden festivali izlemek için gelen basın mensuplarının sorularını yanıtlıyordu. Sıra bana gelince adımı ve ülkemi söyleyip sorumu sordum. Streep, birden duraladı ve 'Reha Erus, Türkiye?' dedi.Basın toplantısı bitince görevliler yanıma gelip, Meryl Streep'in benimle görüşmek istediğini ve görüşmede başka hiç bir gazetecinin bulunmayacağını söylediler. Ben, 'acaba yanlış bir şey mi? yaptım' diye düşünerek yanına gittim. Streep, deprem olduğu zaman Göcek'te ailesiyle tatilde olduğunu, depremden çok etkilendiğini ve yardım etmek için bir şeyler yapmak istediğini söyledi. Türkiye'yi ve Türk İnsanını çok sevdiğini söyleyen Streep, 35 bin dolar yardım yapmayı düşündüğünü ve bu parayı nereye bağışlayacağını sordu.Bende o dönem çalıştığım Hürriyet Gazetesinin başlattığı kampanya'ya dikkat çekerek bu rakamın 50 bin dolar olmasının yerinde olacağını ifade ettim. Kendisi; ‘Bu harika. O zaman lütfen bana bir kartvizitinizi verin. Ben de New York'ta bir menajerimin telefon numarasını yazdırayım ve bu kutsal görevi önümüzdeki hafta halledelim’ dedi. Birden aklıma fotoğraf çektirmediğim geldi. O dönem şimdiki gibi cep telefonları ve tabletler olmadığı için bir fotoğraf makinesine ihtiyaç vardı.  Bizim meslekte fotoğraf unsurunun ne kadar önemli olduğunu bildiğimden Meryl Streep'e durumu anlattım ve hemen dışarıya çıkarak bir fotoğrafçı ayarladım. Streep ile beraber fotoğraf çektirdikten sonra hemen heyecanla Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ü aradım. Özkök "İyide, fotoğraf var mı?  Fotoğraf" dedi. Ben olduğunu söyleyince "Hemen gönder" dedi. O dönemin imkanlarıyla fotoğrafı gönderdikten sonra 'Meryl Streep haberi' Hürriyet gazetesinin ertesi günkü baskısında manşette yer aldı" şeklinde konuştu.

 

 

Ağca, mahkemelerde birden " Hz. İsa" olduğunu söylerdi

 

 

 

Papa 2.Jean Paul'u 1981 yılında vuran Mehmet Ali Ağaca ile  İtalya'da kaldığı hapishanede  3 kez röportaj yaptığını söyleyen Erus; "Ağca'nın mahkemelerini de izledim. Kendisi Papa'yı vurmasının ardındaki gerekçeleri, ülkücüleri, yabancı istihbarat örgütlerini anlatırken birden Mesih olduğunu, Hz.İsa olduğunu söylemeye başlardı. Biz de 'tam bir  şeyler çıkmaya başladı' dediğimiz anda onun 'Mesih' türünden açıklamalarını  dinlemek durumunda kalırdık" dedi.

 

 

 

 

"Papa ile Boks maçı yapan gazeteci"

 

 

Reha Erus, Hürriyet gazetesinde 5 Mayıs 2014 tarihinde kaleme aldığı 'Tanıdığım iki “Aziz” Papa' isimli yazısında bu olayı şöyle anlatıyor ;

 

Demirperde’den gelen Papa” olarak bilinen Polonyalı Kardinal Karol Wojtyla bir tabuyu yıkmış “Papa dediğin İtalyan olur” ezberini bozmuştu. Hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. KGB ajanı bile olduğundan şüphe edildi. Uzatmayalım.Aldığı “2.Jean Paul” adıyla ilk resmi gezisini ülkesi Polonya’ya, ikincisini ise Türkiye’ye yaptı. Yıl 1979’du “Milliyet” gazetesinin spor servisinde çalışıyordum. Yeni Papa henüz kimseye röportaj vermemişti. Polonya’da bile. Aklıma Vatikan Konsolosluğu’nda görevli rahmetli Monsenyör Georges Marovitch geldi. Fikrimi açtım, “Papa asla bu başvuruyu kabul etmez. Ama İstanbul’daki son günün sabah erkenden Polonezköylü Polonyalıları kabul edecek. Aralarına girersen belki olabilir” dedi. Eşime bile söylemeden gece yarısı sevgili foto muhabiri Garbis Özatay ile Harbiye’ye gittik, Monsenyörü bulduk.

 

 

 

Bizi özür dileyerek bahçede yağmur altında bekletti. “Şimdi dua ediyor. Şapelden çıkınca sizi içeriye alacağım. Yanına gidersiniz gerisi sana kalmış” dedi. Garbis Özatay benden daha heyecanlıydı. Kapı camından şapelden çıkışını gördük. Monsenyör Marovitch hemen bizi içeriye aldı. Ben Papa’nın yanına gittim. Kendimi tanıttım ve spor dünyası için bir demeç rica ettim. Birden “Oooo” diye sesini yüksek çıkartarak, “Ben eskiden boks yaptım şimdi gardını al!” dedi ve benim omzuma hafifçe vurdu.

 

Garbis’te bu tarihi enstantaneyi ölümsüzleştirdi. Papa o demeci yazılı olarak Polonezköylüleri kabulünden sonra bana ulaştırdı. Gazeteye gittim kimseye Papa’nın bana gard aldığına inandıramadım. Ama resimler banyodan çıktıktan sonra birden dünyada üne kavuştum. “Papa’ya gard aldıran muhabir” oldum. O gece eve gittiğimde henüz yürümeyen oğlum Rehacan eşim kapıyı açınca bana doğru koşarak geldi bacaklarıma sarıldı. İki mucize yaratan ve “Aziz” mertebesine çıkacak “2. Jean Paul” galiba mucizelerinin ilk provasını İstanbul’da gerçekleşmişti.

 




HABERE YORUM YAZIN

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ
Köşe Yazarları
Burç Yorumları